kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

ten-ted dekker

 Bu aralar iki tür kitap tercihim var:

Birincisi öyle ahım şahım olmayan, sırf okumak için okuduğum abur cubur kitaplar...

İkincisi kafamı patlatan, beynimi yoran, beyin hücrelerimi buran ana yemek kitaplar...

Günün abur cuburu...

ruhi mücerret



popüler kitapları zamanında okuyamayıp sonraya bırakan bir bünyeye sahip olmaktan mütevellit biraz geç de olsa bir kaç kelam etmek istiyorum kitap hakkında.


gizli ajans


şaşırtıcı, afallatıcı, esrarengiz, polisiye, bilimkurgu, romantik...

goblin kral - katherina addison


aylardır sabırsızlıkla okunmayı bekleyen ve buna değmiş bir kitap: 
goblin kral

m. s. 2150 - thea alexander


Fantastik aleme girdim ya daha önce hiç karşılaşmadığım bir derya ile karşı karşıyayım. 
Güya Amerikan Tanrıları'nı yazacaktım ama kısmet bu kitabaymış!

adalet - ann leckie



        Bilim kurgu dünyasının bol ödüllü az aksiyonlu, bol duygu durumlu enteresan bir kitabı

2312


 Efendim bu aralar ayıptır söylemesi kendimi bilim kurgu ve fantastik kitaplara adamış bulunmaktayım. 
Polisiyeyi bir süreliğine kenara bırakmaktan mütevellit fantazik bir dünyada seyrü sefer halindeyim.
Ve bu durumu şiddetle de tavsiye ederim şayet okumak bu aralar zor geliyorsa!

şizofren


Okuma yetimin diplerde olduğu şu günlerde elimden tutup ayağa kaldıran polisiye camiasına teşekkürlerimi sunmak isterim. 
Ya onlar da olmasaydı ne yapardım acaba diye düşünmeden edemiyorum!  

histeri


Kitap aslında iki bölüm üzerinde yürüyor: Birincisi kızları kaybolan bir anne ve babanın yıllarca kızlarını çaresizce beklemeleri; ikincisi ise polisiye ve gizem kısmı ki o da okura sesleniyor, ters köşeyle biten finali

vaiz


Camilla Lackberg'in Türkçeye çevrilmiş ikinci kitabı olup ilk kitabı Buz Prenses'i okumadığımı ama ilk fırsatta okuyacağımı söyleyebilirim. 

mahzen


Daha önce Jeff Abott'u duymamakla birlikte okuduğum ilk kitabını genel olarak beğendiğimi söyleyebilirim.



son on saniye


etiket: 
ramazan, akşam, kitap, euro 2016, almanya, ukrayna, polisiye...

acayip bir aksiyon ve gerilim karşınızda

klon


                             Uzun bir aradan sonra kitaba polisiye ile başlamışken...



kuşevi'nin efendisi - ibrahim yıldırım





                Kuşevinin Efendisi, bir tutunamayanlar romanı olmakla birlikte içerik olarak ne yazık ki oldukça uzağında kalmış bir tür olarak karşımızda duruyor. Başlangıç, okurda bir beklenti oluşturma açısından iyi başlarken, devamı o kadar iyi kotarılamadığından kitabı bitirene kadar sizi yiyip bitirdiği gibi dimağınızda da bir şey bırakmıyor. Keşke bu kadar güzel bir başlangıcın, bu kadar kötü bir devamı olmasaymış.

mısır kaşifi - arthur phillips



 Roman, 1. dünya savaşı sırasında Mısır'da kral atum-hadu meazarını bulmaya çalışan bir arkeoloğun başından geçenleri mektup ve günlükler aracılığıyla bize anlatmaya çalışıyor. Eygptolog Ralp Trilipush'un Mısır'ın gizemli krallarından atum-hadu'ya ait olduğunu düşündüğü yazmalardan yola çıkarak bulmaya çalıştığı mezar ve bu esnada başından geçenler, gizemli bir hayat hikayesinin peşindeki dedektifle iyice birbirine giriyor.


Kitap bittiğinde mezarı, kralı, sevgilileri, dedektifi ve ölüleri artık dert etmiyor, gizemi çözüyorsunuz.

buğu - nihan kaya

                           
                              Romanın geçtiği yerde bir kaç hafta önce bulunmuş ve aynı şekilde hastalarla diyaloğa girmiş biri olarak anekdotlar gülümsetti. Şayet yolunuz oraya yakın bir yerden geçmişse bahçede dolaşan abilerin birdenbire yanınızda bitmesine aşinasınızdır sanırım. Romanın geçtiği yere gelirsek,


yedinci gün - ihsan oktay anar



                               Sultan Abdülhamid zamanıyla başlayan hikaye ilk dönem cumhuriyetin sonuyla -zaman ve mekan gezinimi- bitiyor. Genel olarak dönem eleştirisini bolca gördüğümüz kitap beklentinin ötesinde büyük bir hayal kırıklığı da barındırıyor. Anar hayranlarının kitabı okuduklarında ne demek istediğimi çok iyi anlayacaklarını düşünüyorum.


                                Beş yıl aradan sonra çıkan kitap bir çok kişi benim de büyük ümitlerle hemen kitabı almamla neticelense de çeşitli sebeplerle şu ana kadar kitaplığımda okunmadan aylarca bekledi. Kısmet bugüneymiş ama dediğim gibi belki de her şeyde bir hayır olduğu gibi bunda da bir hayır varmış diyelim, kitaba geçelim.

sisle gelen yolcu -jean christophe grange



                     Okumaya uzun bir süre ara verdikten sonra dönüş yine Jean Christophe Grange'la oldu.


                     En son Ölü Ruhlar Ormanı romanından sonra oldukça hacimli bir kitapla geri döndü Grange. Şunu belirtmem gerekir ki bir çok insanın aksine ufak tefek aksaklıklar olmakla birlikte yine de bir JCG kalasiği diyebilirim. Ne eksik ne fazla... Roman "matruşka" üzerinden şekillenmeye başladığında önce anlamasanız da sonra olaya yavaş yavaş vakıf olursunuz.

kinyas ve kayra


                
                             Dibi görmeden yukarı çıkamazsın, kim demişti hatırlamıyorum. Dibi gördüm belki ama yukarı çıkabildim mi emin değilim. Sanırım hala çırpınıyorum ve askıda kaldım. Zaman şimdilik benim için durmuş gibi: Gözetliyor. Ne yapacağımı bekliyor! Duruma göre kendine bir konum belirleyecek. Başarırsam şayet, yukarı çıktığımda ilk elini uzatan o olacak, başaramazsam da? Düşünmek bile istemiyorum…